"Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?"
"Hangisini?"
"Otomatik yanan, sensörlü lamba."
"Hayır."
"Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."
Önüme baktım.
"Neden kırdın?"
Cevap yok.
"Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle..."
"Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?"
"Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için."
"Beni görünce yanmıyordu baba."
"Nasıl ya?"
"Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni."
"E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
"Hadi ya! Sahiden mi?"
"Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok."
Babama sarıldım. Yıllar sonra.
Emrah Serbes / Erken Kaybedenler'den
28 Nisan 2015 Salı
21 Nisan 2015 Salı
Gece.
Salak bir Sakarya havası, hava buz, hava iliklerine işliyor insanın.
Çalan şarkı baba mirası.
Ahmet Kaya - Yakarım geceleri.
Sürekli içme isteği duyduğum sigaraya engelim, yerimden kalkamayacak kadar yorgun olmam.
Şu iki satırı yazayım, gidicem. Cümleleri toparlarsam çıkıp bir nefes alıcam.
Toparlayamıyorum.
Kendimi
cümleleri
dostlarımı
kimseyi toparlayamıyorum.
Kendimi çoktan geçtim, cümlelerimin dağınık oluşunu sevdim. Çırpındığım tek bir şey var artık "ailem"
Bu akşam "gel lütfen sana çok ihtiyacım var" diyen bir dost nefesi için 12 saat yol çekicem. Gidicem, bir bok yapamıycam belki ama gitmiş olucam. Varlığım iyi hissettirir belki diye.
Tüm boğulmuşluklarımı yatağımda bırakıp, gidicem.
Daha önce yaptığım gibi.
Her şey daha önce olduğu gibi olacak. Bir kelimesi için dünyanın öbür ucuna "neden" diye sormadan gideceğim insanlar anlamayacaklar yine boğulduğumu.
Belki sırt çevirecekler olası.
"Sen iyiysen bende iyiyim" dediğim her gün için kıvranıcam belki.
Olası.
"Boğulduğumu görmüyo musunuz" diye bağırmak isteyip sadece "iyi misin?" diye sorucam belki.
Olası.
Belki hayatımdan hiç çıkmasın istediklerim çoktan adımlarını uzaklaştırmış olacak.
Olası.
Belki ben belkilerle kalıcam.
Olsundu.
Sorgulamadan, akışına bırakıp öylesine salaş yaşadığım şu hayatımda koştuğum, koştukça yorulduğum ve pes etmediğim ailem için koşucam yine.
iyi olsunlar diye.
iyi olsun diye.
iyi olsundu.
olsundu be.
Salak bir Sakarya havası, hava buz, hava iliklerine işliyor insanın.
Çalan şarkı baba mirası.
Ahmet Kaya - Yakarım geceleri.
Sürekli içme isteği duyduğum sigaraya engelim, yerimden kalkamayacak kadar yorgun olmam.
Şu iki satırı yazayım, gidicem. Cümleleri toparlarsam çıkıp bir nefes alıcam.
Toparlayamıyorum.
Kendimi
cümleleri
dostlarımı
kimseyi toparlayamıyorum.
Kendimi çoktan geçtim, cümlelerimin dağınık oluşunu sevdim. Çırpındığım tek bir şey var artık "ailem"
Bu akşam "gel lütfen sana çok ihtiyacım var" diyen bir dost nefesi için 12 saat yol çekicem. Gidicem, bir bok yapamıycam belki ama gitmiş olucam. Varlığım iyi hissettirir belki diye.
Tüm boğulmuşluklarımı yatağımda bırakıp, gidicem.
Daha önce yaptığım gibi.
Her şey daha önce olduğu gibi olacak. Bir kelimesi için dünyanın öbür ucuna "neden" diye sormadan gideceğim insanlar anlamayacaklar yine boğulduğumu.
Belki sırt çevirecekler olası.
"Sen iyiysen bende iyiyim" dediğim her gün için kıvranıcam belki.
Olası.
"Boğulduğumu görmüyo musunuz" diye bağırmak isteyip sadece "iyi misin?" diye sorucam belki.
Olası.
Belki hayatımdan hiç çıkmasın istediklerim çoktan adımlarını uzaklaştırmış olacak.
Olası.
Belki ben belkilerle kalıcam.
Olsundu.
Sorgulamadan, akışına bırakıp öylesine salaş yaşadığım şu hayatımda koştuğum, koştukça yorulduğum ve pes etmediğim ailem için koşucam yine.
iyi olsunlar diye.
iyi olsun diye.
iyi olsundu.
olsundu be.
18 Nisan 2015 Cumartesi
o gece tüm olmuşların ve olacakların yükünü sırtıma yükleyip yürümeye başlayacağım geceydi. biliyodum, yorulacaktım, çok yorulacaktım ama ses çıkarmayacaktım. buna değer çünkü.
buna sonuna kadar değer.
Neden ben diye sorduğunda, çok bana benziyosun dedim. çok abi gibiydin.
hayatının kronometresini kim tutuyo dedim, kimse dedin, elime aldım o kronometreyi, öyle sevdim.
ben, olmayan tırnaklarımla tüm tuğlalarını kendim döşediğim dünyama, aileme seni aldım
buna sonuna kadar değer.
Neden ben diye sorduğunda, çok bana benziyosun dedim. çok abi gibiydin.
hayatının kronometresini kim tutuyo dedim, kimse dedin, elime aldım o kronometreyi, öyle sevdim.
ben, olmayan tırnaklarımla tüm tuğlalarını kendim döşediğim dünyama, aileme seni aldım
öyle benimsedim seni
seni aldım ben yaptım, öyle sevdim.
Abi kokunu sevdim, hayatımda doldurduğun o kocaman boşluk, ulan o boşluk.
yıllarca çırpınıp durdum o boşluğa düşüp.
yıllarca çırpınıp durdum o boşluğa düşüp.
iyiki geldin!
konuşamadın, sustun, dizime yattın, öylece zemini izledin,
susuşlarını anladım, konuştum, ağladım
ki ben ağlamam kimsenin yanında kolay kolay
ki ben ağlamam kimsenin yanında kolay kolay
sana seni anlatırken ağladım
ağladım çünkü seni anlatırken, kendimi anlattım sanki sana.
ağladım çünkü seni anlatırken, kendimi anlattım sanki sana.
ulan nasıl benimsemişim seni!
anlattım, dinledin, susmadım, dinledin, susmadım, bıkmadın.
ben anlattıkça tanıdın, sen anlatmadıkça tanıdım.
ama tanıdım.
tanıdım çünkü geçmişimin tozları senin üstünde birikmişti sanki.
öyle benziyordun bana.
geçmişin tozlarını üfleyelim istedim, yürüdüğümüz yol engebeli
omuz omuza duralım istedim.
nefesimi emanet ettim,
düşünmeden.
çaresizlik içinde kıvranışını izledim çoğu zaman, çaresiz kaldım ben kıvrandım, ses etmedim.
çırpındım iyi ol diye, sadece iyi ol diye çırpındım.
çünkü aile demek "sen iyiysen bende iyiyim" demektir acı içinde kıvransanda.
ben böyle öğrendim.
yine mi yazamadım
evet
yine salaş döküldü kelimeler, olsun toplarsın sen.
iyiki varız abi.
iyiki.
anlattım, dinledin, susmadım, dinledin, susmadım, bıkmadın.
ben anlattıkça tanıdın, sen anlatmadıkça tanıdım.
ama tanıdım.
tanıdım çünkü geçmişimin tozları senin üstünde birikmişti sanki.
öyle benziyordun bana.
geçmişin tozlarını üfleyelim istedim, yürüdüğümüz yol engebeli
omuz omuza duralım istedim.
nefesimi emanet ettim,
düşünmeden.
çaresizlik içinde kıvranışını izledim çoğu zaman, çaresiz kaldım ben kıvrandım, ses etmedim.
çırpındım iyi ol diye, sadece iyi ol diye çırpındım.
çünkü aile demek "sen iyiysen bende iyiyim" demektir acı içinde kıvransanda.
ben böyle öğrendim.
yine mi yazamadım
evet
yine salaş döküldü kelimeler, olsun toplarsın sen.
iyiki varız abi.
iyiki.
15 Nisan 2015 Çarşamba
Gün artıkları.
Bana başkası gibi gelen şu şehirde, oturup muhabbet edebileceğim iki can parçası, 2+1 şeklinde oturduk bugün. Onların hayatına sonradan dahil olup, usulca sokulduğum için kendimi hep +1 olarak gördüm. Biri için kendinden habersizim, nasıl da usulca gözlemlemiş beni. Beni böyle kabul edip, böyle can gördükleri için şükür. Çok şükür.
Bana başkası gibi gelen şu şehirde, oturup muhabbet edebileceğim iki can parçası, 2+1 şeklinde oturduk bugün. Onların hayatına sonradan dahil olup, usulca sokulduğum için kendimi hep +1 olarak gördüm. Biri için kendinden habersizim, nasıl da usulca gözlemlemiş beni. Beni böyle kabul edip, böyle can gördükleri için şükür. Çok şükür.
12 Nisan 2015 Pazar
Rakı kadehinin dibini masaya vururken sana eşlik eden iki şey vardır. Biri yüreğin asırlarca konuşacak kadar yangın olsa da iki dudağından çıkan "ulan be" diğeri ise fonda Müslüm babanın Nilüfer'i.
Zaman denilen şeyin acını dindirmediği ortada. Zamanın fazlası intihar.
Ruhunuzu paramparça eden bir adam, ona koşarken kendinizi kaybettiğiniz, dönüş yolunu bulamadığınız bir siz, unutulmak için avuçlarınıza emanet edilmiş, sizin unutmamak için beyninize, yüreğinize, teninize kazıdığınız milyonlarca anı ve bir silah, ZAMAN.
Önce kadehinizi, sadece ceketini alıp hayatınızdan çıkmayan cebinize gülüşlerinizi, ruhunuzu doldurup gidene kaldırın.
Anılara.
Acılara.
Gülüşüne.
Gülünce dudağının kenarında oluşan kırışıklığa.
Sonra sigaranızı yakın.
Kadehinizi masaya vurun.
Silahı dayayın kafanıza.
Ölün.
Ölün, bu acıyla yaşanmıyor çünkü.
Zaman denilen şeyin acını dindirmediği ortada. Zamanın fazlası intihar.
Ruhunuzu paramparça eden bir adam, ona koşarken kendinizi kaybettiğiniz, dönüş yolunu bulamadığınız bir siz, unutulmak için avuçlarınıza emanet edilmiş, sizin unutmamak için beyninize, yüreğinize, teninize kazıdığınız milyonlarca anı ve bir silah, ZAMAN.
Önce kadehinizi, sadece ceketini alıp hayatınızdan çıkmayan cebinize gülüşlerinizi, ruhunuzu doldurup gidene kaldırın.
Anılara.
Acılara.
Gülüşüne.
Gülünce dudağının kenarında oluşan kırışıklığa.
Sonra sigaranızı yakın.
Kadehinizi masaya vurun.
Silahı dayayın kafanıza.
Ölün.
Ölün, bu acıyla yaşanmıyor çünkü.
9 Nisan 2015 Perşembe
Aynaya bak.
Gördüğün bir çift göz senin mi gerçekten?
Ne kadar değişmişsin, bak kendine.
Ne kadar oldu kendinden bu kadar uzaklaşalı, hatırlıyor musun?
Ne kadar alışmışsın kendini uzaktan izlemeye.
Kendine dönüş yolunu biliyorsun, biliyorsun evet.
Sen kendin attın o haritayı yırtıp, ütopyandaki lacivert denize.
Bak kendine. Tanı. Kendini tanı. Dudağındaki, suratındaki, boynundaki yara izlerine dokun. Kendinle yüzleş artık, kaçma. Kendinden uzaklaştıkça nefret ediyorsun benliğinden, bunu bile bile ne yapıyorsun kendine? bunu kendine neden yapıyorsun?
Acılarınla yüzleş. Yüzleşmezsen iyileşemezsin, acılarınla savaşmazsan iyileşemezsin. Acılarınla savaşmazsan dünyayı yenemezsin. Yorgunum deme sakın! Sakın bahaneler üretme, yapma bunu kendine, lütfen. Lütfen artık dön benliğine. Hissetmiyorsun çünkü. Bu hissizlik seni boğmuyor mu? Hiçbir şey olmayı o kadar sevdin ki, kıvranıyorsun yine de kaçıyorsun. Hiçlik, kaçmaktır bunu en iyi sen biliyorsun oysa. Düştüğün boşluğun duvarlarına çarpmaktan bıkmadın mı?
Nilgün Marmara'yı çok seversin sen. O kadın "ben bu hayatın tüm arka sokaklarını gördüm." diyip kapattı kendi vanasını. Sonsuzluğa sarılman için, hayatın tüm arka sokaklarını görmen lazım. Sen o arka sokakları görmeden ölmeyeceksin, buna izin vermeyeceğim.
Kalk şimdi ayağa. Sil üstündeki tüm geçmiş tozlarını ve yürü. Arkana bakma sakın! Arkana bakmak ihanet olur yürüdüğün yola, tüm geleceğine. Önce kendine yürü, artık dön şu benliğine ve hisset. Sonra emin ol daha sağlam basacaksın yere. Hissetmekten korkma. Kendini sev. Senden başka kimsen yok, kaybedecek hiçbir şeyin yok bunu biliyorsun. Nefes aldığını sadece içtiğin sigara dumanını içine çekerken anlayacak kadar hissizsin, yapma bunu kendine lütfen yapma.
Kalk ayağa.
Kendini kabul et artık. kendini sev. Yaralarınla, yara izlerinle, acılarınla, hatalarınla kabullen artık kendini. Keşke deme, pişmanlık duyma, yaptığın hatalar seni sen yaptı geçmişe dönsen yine yaparsın ve pişmanlık duymazsın biliyorsun.
Artık toparlan,
artık nefes al,
artık hisset,
kalk,
yürü.
Gördüğün bir çift göz senin mi gerçekten?
Ne kadar değişmişsin, bak kendine.
Ne kadar oldu kendinden bu kadar uzaklaşalı, hatırlıyor musun?
Ne kadar alışmışsın kendini uzaktan izlemeye.
Kendine dönüş yolunu biliyorsun, biliyorsun evet.
Sen kendin attın o haritayı yırtıp, ütopyandaki lacivert denize.
Bak kendine. Tanı. Kendini tanı. Dudağındaki, suratındaki, boynundaki yara izlerine dokun. Kendinle yüzleş artık, kaçma. Kendinden uzaklaştıkça nefret ediyorsun benliğinden, bunu bile bile ne yapıyorsun kendine? bunu kendine neden yapıyorsun?
Acılarınla yüzleş. Yüzleşmezsen iyileşemezsin, acılarınla savaşmazsan iyileşemezsin. Acılarınla savaşmazsan dünyayı yenemezsin. Yorgunum deme sakın! Sakın bahaneler üretme, yapma bunu kendine, lütfen. Lütfen artık dön benliğine. Hissetmiyorsun çünkü. Bu hissizlik seni boğmuyor mu? Hiçbir şey olmayı o kadar sevdin ki, kıvranıyorsun yine de kaçıyorsun. Hiçlik, kaçmaktır bunu en iyi sen biliyorsun oysa. Düştüğün boşluğun duvarlarına çarpmaktan bıkmadın mı?
Nilgün Marmara'yı çok seversin sen. O kadın "ben bu hayatın tüm arka sokaklarını gördüm." diyip kapattı kendi vanasını. Sonsuzluğa sarılman için, hayatın tüm arka sokaklarını görmen lazım. Sen o arka sokakları görmeden ölmeyeceksin, buna izin vermeyeceğim.
Kalk şimdi ayağa. Sil üstündeki tüm geçmiş tozlarını ve yürü. Arkana bakma sakın! Arkana bakmak ihanet olur yürüdüğün yola, tüm geleceğine. Önce kendine yürü, artık dön şu benliğine ve hisset. Sonra emin ol daha sağlam basacaksın yere. Hissetmekten korkma. Kendini sev. Senden başka kimsen yok, kaybedecek hiçbir şeyin yok bunu biliyorsun. Nefes aldığını sadece içtiğin sigara dumanını içine çekerken anlayacak kadar hissizsin, yapma bunu kendine lütfen yapma.
Kalk ayağa.
Kendini kabul et artık. kendini sev. Yaralarınla, yara izlerinle, acılarınla, hatalarınla kabullen artık kendini. Keşke deme, pişmanlık duyma, yaptığın hatalar seni sen yaptı geçmişe dönsen yine yaparsın ve pişmanlık duymazsın biliyorsun.
Artık toparlan,
artık nefes al,
artık hisset,
kalk,
yürü.
5 Nisan 2015 Pazar
Otur.
Düşün.
Hıçkırıkların boğazında biriksin.
Dudağını ısır.
Ağlama isteğini bastır.
Kalk ve sigara yak.
Sigara yak.
Sigara yak.
Sigara yak.
Ölümün elinden aldıklarını düşün.
Ölümün çaresizliği parçalasın son yanını, sus.
İsyan etme sakın! Öyle öğrettiler.
Sen kimse canını acıtmasın diye kendi dövmeni bile kendin yapmışken, azrailin canını nasıl yaktığını düşün. Sus şimdi.
Şimdi onu düşün. Morgdaki buz gibi bedenini, dokunduğunda ellerine işleyen soğukluğu düşün. Kanlı gömleğine sarılıp ağlamamak için direndiğin dakikaları düşün. Evde o'na ait bulduğun eşyaların sana nasıl c4 etkisi yaptığını düşün. Yüreğinde patlayan bombaları, mezarının başında oturduğunda konuşurken silah etkisi yaratan cümlelerini düşün. Son cümleni şakağında çevirdin Yase "gel diyemem, geleceğim günü bekle, uslu dur orda."
Daha ne kadar eksilebilirim derken yok oluş üstüne yok oluş ekliyorum.
Özlemek fayda etmiyo, bağırıp çağırsam duyanım yok.
İçim dökülse toplayacak bir emrem yok artık.
Ben kağıtlara döküleyim satır satır.
Geldiğimde sana da anlatırım.
Neyse siktir et yazıları şiirleri.
Sen nasılsın abi?
Cennet güzel mi?
Düşün.
Hıçkırıkların boğazında biriksin.
Dudağını ısır.
Ağlama isteğini bastır.
Kalk ve sigara yak.
Sigara yak.
Sigara yak.
Sigara yak.
Ölümün elinden aldıklarını düşün.
Ölümün çaresizliği parçalasın son yanını, sus.
İsyan etme sakın! Öyle öğrettiler.
Sen kimse canını acıtmasın diye kendi dövmeni bile kendin yapmışken, azrailin canını nasıl yaktığını düşün. Sus şimdi.
Şimdi onu düşün. Morgdaki buz gibi bedenini, dokunduğunda ellerine işleyen soğukluğu düşün. Kanlı gömleğine sarılıp ağlamamak için direndiğin dakikaları düşün. Evde o'na ait bulduğun eşyaların sana nasıl c4 etkisi yaptığını düşün. Yüreğinde patlayan bombaları, mezarının başında oturduğunda konuşurken silah etkisi yaratan cümlelerini düşün. Son cümleni şakağında çevirdin Yase "gel diyemem, geleceğim günü bekle, uslu dur orda."
Daha ne kadar eksilebilirim derken yok oluş üstüne yok oluş ekliyorum.
Özlemek fayda etmiyo, bağırıp çağırsam duyanım yok.
İçim dökülse toplayacak bir emrem yok artık.
Ben kağıtlara döküleyim satır satır.
Geldiğimde sana da anlatırım.
Neyse siktir et yazıları şiirleri.
Sen nasılsın abi?
Cennet güzel mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






